Filmler, safsatalar ve psikolojimiz - #4
İçindekiler Tablosu
Bilişsel Ön Yargılar, İllüzyonlar
Evrim ağacının ilgili akademi konusundan yola çıkarak başladığım bu yazı serisinin son bölümüne hoş geldiniz. Bu seri boyunca çok çeşitli mantık hatalarını, bilişsel ön yargıları, safsataları işledim. Bunu yaparken filmlerden, dizilerden, kitaplardan ve popüler kültürden örnekler verdim. Ayrıca bunların psikolojimiz üzerindeki etkilerine de değinmeye çalıştım. Bu son bölümde de bilişsel ön yargılardan bazılarını ele alacağım. İyi okumalar!
Projeksiyon ön yargısı
“Her sabah dünya yeniden kurulur!
Her sabah şartlar yeniden oluşur.
Her gece kader ihtimalleri yeniden düzenler.
Dün olmayan bugün olabilir hale gelir, bugün olabilen yarın olamayabilir.
Her gün ihtimallere yeniden ‘yoklama çekmek’ gerekir.
Bildiklerinizin son kullanma tarihine, en az marketten aldığınız süt kadar dikkat edin lütfen!”
—Mümin Sekman - Her Şey Seninle Başlar
Projeksiyon ön yargısı, insanların mevcut duygu durumlarının, düşüncelerinin ve olaylara bakış biçimlerinin gelecekte de aynı şekilde devam edeceğini varsaymalarıdır; oysa insan deneyimi durağan değil, sürekli değişim içindedir. Bazı kişiler uzun yıllar boyunca görüşlerini neredeyse hiç değiştirmeden yaşayabilse de, çoğu zaman beklenmedik yaşam olayları, yeni ilişkiler, edinilen bilgiler ya da bilinçli kişisel gelişim çabaları bireyin bakış açısını kökten dönüştürebilir.
Örneğin; depresyonda olan bir kişi, o anki kasvetli ruh halinin sonsuza dek süreceğini ve dünyanın her zaman karanlık bir yer olarak kalacağını düşünebilir. Oysa hayatına giren yeni bir insan, anlamlı bir deneyim veya küçük bir umut ışığı bile tüm perspektifini bir anda değiştirebilir. Benzer şekilde, yoğun stres altındaki biri geleceğe dair tüm kararlarının felaketle sonuçlanacağına inanırken; geçici bir mutluluk dalgası içindeki biri her şeyin hep böyle kusursuz gideceğini sanabilir.
Projeksiyon ön yargısı; tam olarak bu noktada devreye girerek, gelecekteki ’ben’in de şu anki duygularımıza, ihtiyaçlarımıza ve bakış açımıza sahip olacağını varsaymamıza neden olur. Oysa duygular geçici, koşullar değişkendir. İnsan, bu değişime uyum sağlama konusunda muazzam bir kapasiteye sahip olsa da bu ön yargı, yarınki benliğimizin bugünden farklı hissedebileceği gerçeğini görmezden gelmemize yol açar.
Eylem ön yargısı
Eylem ön yargısı bir şey yapmanın, hiç bir şey yapmamaktan her zaman daha iyi olduğunu düşünmektir. Bazen gerçekten de hiç bir aksiyon almamanın daha yararlı olduğu durumlar olabilir. Örneğin grip gibi hastalıklarda herhangi bir ilaç kullansanız da kullanmasanız da genellikle iyileşme süreniz aynı olur, üstüne vücudunuzu yan etkileri olan ilaçlarla fazladan yormuş olursunuz. Bazen ilişkilerde de bir durum karşısında hemen aksiyon almak yerine beklemek, biraz daha düşünmek daha iyi olur. Genel olarak bazen gerçekten bir şeyleri zamana, akışına bırakmak en iyisidir.
Bir başka örnek olarak pirus zaferini verebiliriz. Bazı savaşları kazanmak için o kadar fazla şey kaybetmeniz gerekir ki, kazandığınıza değmez.
Yapacak bir şey kalmayınca, hiçbir şey yapmamak en doğrusu
— 🎬 Ezel - Ramiz Dayı
Fırsat Kaçırma Korkusu
Fırsat Kaçırma Korkusu (FOMO); en basit haliyle, başkalarının hayatındaki keyifli anlardan, deneyimlerden veya fırsatlardan geri kalma endişesidir. Ancak bu korku genellikle gerçek bir kayıptan değil; sosyal medyanın yarattığı o ‘mükemmel hayatlar’ illüzyonu ile yapılan hatalı kıyaslamalardan beslenir. İnsan, başkasının sergilediği o tek karelik mutluluğu, o anın bedellerinden ve arka planındaki zorluklardan tamamen bağımsız, kusursuz bir gerçeklik sanır.
‘Orada olsaydım daha mutlu olurdum’ yanılgısı, bizi kendi hayatımızın gerçeklerinden kopararak, başkalarının vitrinlerine göre şekillenen bir huzursuzluğa hapseder. Oysa her seçimin bir vazgeçiş, her deneyimin ise görünmeyen bir faturası vardır. FOMO, bizi kendi değerlerimizden uzaklaştırıp başkalarının tercihlerini yaşamaya zorlayan bir tatminsizlik kısır döngüsüdür. Kendi anımızı yaşamak yerine, kaçırdığımızı sandığımız hayali anların yasını tutmamıza neden olur.
Elbette bunun arkasında psikolojik bazı gerekçeler de olabilir. Başka bir yerde, başka şartlarda daha mutlu olacağımıza olan inanç, bize devam edebilmemiz için gereken motivasyonu sağlayabilir. Ancak bu inanç, gerçekçi olmayan beklentilerle birleştiğinde, sürekli bir tatminsizlik ve huzursuzluk kaynağı haline de gelebilir. Ya da var olan hayatımızdaki sorunlardan kaçmak için kullandığımız bir yöntem de olabilir. Şu an burada, var olan sorunlarla yüzleşip çözmek yerine, sürekli başka yerlerde, başka hayatlarda mutluluk aramak gibi. Bu iki ucu keskin bıçak arasında dengeyi bulmak, daha huzurlu bir hayat sürmemizi sağlayabilir.
Pembe gözlük ön yargısı
Pembe gözlük ön yargısı (rosy retrospection), insanların geçmişteki deneyimleri gerçekte olduğundan daha olumlu ve güzel hatırlamalarına yol açan yaygın bir bilişsel ön yargıdır. Zaman içinde olumsuz detaylar ve zorluklar belleğimizden silinirken, olumlu anlar ve duygular ön plana çıkar. Örneğin, çocukluk tatilleri, eski ilişkiler ya da üniversite yılları gibi dönemleri düşündüğümüzde, yaşanan sıkıntılar unutulur ve geriye sadece keyifli, kusursuz bir tablo kalır. Bu durum, geçmişe dair romantize edilmiş bir algı yaratır ve bizi “eski günler daha güzeldi” düşüncesine yöneltir.
Bu ön yargı, aynı zamanda geleceğe yönelik beklentilerimizi de etkileyebilir. Zihnimizde oluşturduğumuz idealize edilmiş geçmiş versiyonu, bugünü ve yarını daha soluk gösterir; hatta ileriye dönük umutlarımızı şişirebilir çünkü gerçekte hiç var olmamış mükemmel bir standartla kendimizi kıyaslarız. Olumsuz duyguların kısa süreli olması, kendini haklı çıkarma eğilimi ve dikkat dağıtıcı unsurların unutulması gibi mekanizmalar bu etkiyi güçlendirir. Sonuçta pembe gözlük etkisi, nostaljiyi besleyerek kısa vadede mutluluk verse de, hatalardan ders çıkarmamızı zorlaştırabilir ve gerçekçi kararlar almamızı engelleyebilir.
Düşüşçülük ön yargısı

Düşüşçülük (declinism), insanların geçmişteki toplum, kültür veya kurumları gerçekte olduğundan daha olumlu hatırlayarak, bugünü ve geleceği aşırı olumsuz görmelerine yol açan bilişsel bir ön yargıdır. Pembe gözlük etkisiyle yakından bağlantılı olan bu eğilim, olumsuz detayların unutulması ve olumlu anıların abartılması nedeniyle ortaya çıkar. Örneğin, “eski günlerde insanlar daha saygılıydı, gençler daha terbiyeliydi, toplum daha güvenliydi” gibi ifadeler sıkça tekrarlanır; oysa tarih boyunca antik dönemlerden modern çağa kadar insanlık çok zor dönemlerden geçmiştir. Kölelik, dünya savaşları vs. gibi.
Benjamin Franklin Etkisi
Benjamin Franklin etkisi, bir kişiye iyilik yaptığımızda (özellikle önceden hoşlanmadığımız veya nötr olduğumuz biri için), ona karşı olumlu duygular geliştirmemize yol açan bilişsel bir ön yargıdır; bu etki, bilişsel uyumsuzluk teorisi ile açıklanır: Hoşlanmadığımız birine yardım etmek davranışımız ile tutumumuz arasındaki çelişki yaratır ve bu uyumsuzluğu azaltmak için zihnimiz otomatik olarak kişiyi daha çok sevmeye başlar, böylece “neden yardım ettim?” sorusuna “çünkü seviyorum” cevabını verebilir. Adını, Benjamin Franklin’in siyasi rakibinden nadir bir kitap ödünç alarak aralarındaki husumeti dostluğa dönüştürmesinden alır.
Halo Etkisi
Halo Etkisi, bir kişi, nesne veya kurum hakkındaki tek bir baskın özelliğin, o şeye dair genel algımızı haksız yere etkilemesi durumudur. İlk olarak 1920 yılında psikolog Edward Thorndike tarafından tanımlanan bu bilişsel ön yargı, “kitabı kapağına göre yargılamak” deyiminin bilimsel karşılığı gibidir. Beynimiz, karşıdaki kişi hakkında yeterli veriye sahip olmadığında, tek bir olumlu özelliği (genellikle fiziksel çekicilik) baz alarak boşlukları doldurur ve o kişinin zeki, nazik veya başarılı olduğu gibi diğer olumlu özellikleri de taşıdığı varsayımına kapılır.
Maalesef bu etkinin tam tersi de geçerlidir ve o da Boynuz Etkisi olarak bilinir. Bu durumda da tek bir olumsuz özellik, kişinin tüm karakterinin kötü algılanmasına yol açar. Bu zihinsel kısayollar, beynimizin hızlı karar verme ihtiyacından kaynaklansa da genellikle yanıltıcı sonuçlar doğurur. Bu nedenle, insanları veya olayları değerlendirirken ilk izlenimin yarattığı bu “hale“nin ötesine geçmek ve somut verilere odaklanmak, daha objektif kararlar verebilmek için önemlidir.
Hanlon’un Usturası

Hanlon’un Usturası (Hanlon’s Razor), “Bireyin cahilliğiyle, aptallığıyla veya beceriksizliğiyle açıklanabilecek hiçbir şeyi asla kötü niyete yormayın” prensibini ifade eder. Occam’ın usturasına benzer şekilde, olayları en basit ve mantıklı açıklamayla yorumlamayı önerir. Örneğin biri sizi bir etkinliğe davet etmediğinde, sizi istemediğini düşünmek yerine, unutmuş olma ihtimalini düşünmek, komşunuz gürültü yaptığında, bilerek veya umursamadan yaptığını düşünmek yerine farkında olmadığını düşünmek, motorsiklet sürerken bir araba önünüze kırdığında, size kasten zarar vermek istediğini düşünmek yerine, sizi görmediğini düşünmek gibi çeşitli örnekler verilebilir.
“Ortalama insanın ne kadar aptal olduğunu düşünün. İşte insanların yarısı ondan daha da aptal.”
— George Carlin
Tabiki de tüm bunlarda kişinin gerçekten bir art niyeti de olabilir ama uzun vadede bu prensibi uygulamak kendi yararımızadır. Öncelikle böyle bakmak bu tür olaylar karşısında sinir, stres yapmamızın önüne geçer. Ayrıca, bu bakış açısı diğer tarafla iletişim kurma ihtimalinizi, haliyle ortada bir sorun varsa bile konuşarak çözme ihtimalinizi arttırır.
Akıllı Olmak, Haklı Olmaktan Daha İyidir
Çünkü karşı tarafı yenmek, haklı çıkmak yerine zarardan kaçınmak odaklı bir yaklaşım, ilişkileri korur, çatışmayı azaltır ve uzun vadede daha fazla kazanım sağlar. Sırf egonuzu tatmin etmek için, ben söylemiştim diyebilmek için kısa vadede size iyi hissettirse bile, başka hiç bir şey fayda sağlamıyorsa, bir münazarada değilseniz, faydadan çok zarar getirebilir.
Örneğin birisi duygusal bir anısını anlatırken, dil bilgisi hatalarını eleştirmek, birisi zararsız bir plasebodan farkında olmadan faydalanırken bunu ona söylemek, trafikte sırf yol hakkı sizin diye, kavşakları hiç kontrol etmeden geçmek faydadan çok zarar getirir.
“Dün akıllıydım, dünyayı değiştirmek istedim. Bugün bilgeyim, kendimi değiştirdim.”
— Mevlana
Yazı serisinin sonu
Bu yazı serisinin sonuna geldik. Benim çok içime sinen bir final oldu. Umarım birilerine de faydası dokunmuştur. Bu seri benim için de çok öğretici oldu. Çok sevdiğim filmleri, dizileri, alıntıları paylaşma fırsatı buldum. Önerdiğim diğer filmler için buraya bakabilirsiniz. Bu seriyi karlı bir Ankara yılbaşı sabahında, çok sevdiğim bir türküyle bitirmek istiyorum;
Beni hor görme kardeşim
Sen altınsın, ben tunç muyum?
Aynı vardan var olmuşuz
Sen gümüşsün, ben sac mıyım?